Çok geniş bir aile olan coronavirüs ailesinde oluşan bir mutasyon sonucunda ortaya çıkan COVID-19, ilk defa bu ölçekte bir salgına neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından Şubat ayında pandemi olarak ilan edilen salgın hakkında, sosyal medya aracılığıyla yaşanan büyük bir bilgi kirliliği olduğu görülüyor. Kriz durumlarında, özellikle de ölüm riskinin bulunduğu ve yayılma hızı çok yüksek olan bir salgın ortamında birçok açıdan yararlı bilgilerin paylaşılmasının yanında, insanlarda endişe ve paniğe yol açabilecek fiktif (uydurma) bilgilerin de sanal haberleşme ortamında dolaşmakta olduğu görülüyor. Yaşanan sanal kirliliğe sağlık personeli, hatta doktorların bile inanarak, halk sağlığı açısından riskli veya zararlı olabilecek yöntem ve öneriler hızla yayılıyor.

“Yeni coronavirüs tüm dünyada insanlara bulaşmaya devam ederken, bu virüs hakkındaki haberler ve sosyal medya paylaşımları da internette yayılıyor. Özellikle hastalığa karşı alınması gereken önlemler ve hasta olmamak için verilen tavsiyelerde yaşanan bilgi kirliliği insanların doğru bilgiye ulaşmasını da engelliyor. “

Biyolojik savaş değil!

COVID-19 virüsü mutasyon geçirmiş ve doğadaki yarasalardan kaynaklanmış olma ihtimali çok yüksek bir virüstür. Sanılanın aksine bir biyolojik savaş mikrobu olma kabiliyeti mantık dışıdır. %80’i asemptomatik veya çok az belirti ile genç nüfus üzerinde ölümcül etkisini göstermeyen bir biyolojik ajanın, “asker toplumunun” 18-25 yaş gençlerden oluştuğu göz önüne alınır ise çok etkin bir saldırı silahı olamayacağı gerçeğini görmek gerekir. Zaten hiçbir dünya ülkesi, koruyucu aşısını ve tedavisini bilmeden kaynak ülkeye dönüp kendisini de ekonomik, idari ve sosyal bir problemle karşı karşıya bırakabilecek bir biyolojik silahı fütursuzca kullanabilecek kadar akıl ve mantıktan uzaklaşamaz. Acaba laboratuvar kazası olabilir mi? sorusunun yanıtını tam olarak bilmemekle birlikte, Çin Halk Cumhuriyeti’nde salgının başlama noktasının daha çok vahşi hayvan eti (yarasa, fare, yılan gibi) tüketilen bir bölge olması, aynı virüsün vahşi hayvanlarda da görülmüş olması, ayrıca canlı virüslerle çalışma yapan biyo-güvenlikli laboratuvarların çok katı denetim altında tutulması gibi nedenlerle bu olasılığın da çok zayıf olduğunu söyleyebiliriz.

Hastalık solunum salgılarıyla bulaşıyor

Solunum yolları enfeksiyonlarında olduğu gibi COVID-19’da da bulaşma solunum salgılarıyla gerçekleşiyor ve damlacık bulaşması deniliyor. İnsanlar konuşurken, öksürük ve hapşırıkla solunum salgılarını küçük sıvı damlacıkları şeklinde havaya yayıyorlar. 5 mikrondan daha büyük bu damlacıklar havada çok kısa sürede asılı kalıyor. Daha sonra yüzeylere iniyor ve bu cansız yüzeylerde bir müddet daha bulaşıcı olarak kalabiliyor. Yüzey temizliği ve elleri yıkamak yüzeyde kalan bu bulaştırıcı damlacıkların yayılımını engelliyor. Bir diğer yönden aeretörle yapılan diş tedavilerinde ve bronkoskopi gibi girişimsel tıbbi işlemlerde ortaya saçılan damlacıkların (1-2 mikron gibi çok küçük sıvı partikülleri) havada asılı kalması esintiyle birlikte kapalı mekanları kirletme ihtimalini yükseltiyor. Bundan dolayı diş tedavilerinin (aeretör kullanılması gereken) bir süre ertelenmesi gerekiyor.

Virüse karşı tedavi yolları

Virüsler bildiğimiz çok çeşitli antibiyotiklerle ölmez. Virüsleri dış ortamda, laboratuvarlarda ürettiğimiz yerlerde (ki bunlar canlı hücre kültürü veya canlı yumurta hücresi membranları olabilir), ortama katılan çeşitli ilaç veya maddelerle yok etmek son derece kolaydır. Bu durum in-vitro dediğimiz bir durumdur. Yani vücut dışı üretme. Virüslerin canlılar içinde (in-vivo) yok edilebilmesi için ise anti-viral ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçlar insan (veya hayvan) dokularına, organlarına veya hücrelerine zarar vermezken, virüsü yok ederek iyileşmeyi sağlarlar. Uçuk virüsünde kullanılan asiklovir, grip virüsünde kullanılan oseltamivir, HIV’de kullanılan birçok anti-viral bu şekilde etki gösterir.

Ancak COVID-19′ özgü bir ilaç şu an için deneysel düzeydedir. Etkinlikleri için bilgi birikimi yeterli düzeyde değildir. Ama yine de kullanılabilecek deneysel aşamada olan anti-viral ve immün yanıt düzenleyici ilaçlar vardır ve olgu bildirimlerinden olumlu sonuçlar alınmakta olduğu ve hastalık süresini azaltarak yoğun bakımdan çıkışı kolaylaştırdıkları anlaşılmaktadır. COVID-19 gibi %80-85 oranda iyileşme ile sonuçlanabilecek bir hastalıkta tedavi modellerinin yararlı olduğunu gösterebilmek için binlerce hasta üzerindeki ilaç etkinliklerinin ve klinik laboratuvar sonuçların bilimsel olarak yorumlanması gerekir. Bu durum diğer bir salgında yaşanan (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi-Ribavirin etkileşiminde olduğu gibi) yorumlama zorluğu ile karşımıza çıkacaktır. Bu durumda ise tedavi kararlarında DSÖ veya CDC gibi bilimsel örgütlerin rehberlerine bakmak yararlı olacaktır. Esasında KKKA da, COVID-19 hastalığına benzer şekilde bir sitokin fırtınası doğurur. Ancak kendi bağışıklık sistemimizin hedef alarak hasar verdiği doku ve organlar farklıdır.

Fahrettin Koca
Türkiye Sağlık Bakanı

Tüm Yazılar